Yakınlık Korkusu: Varoluşsal Bir Kriz mi, Nörobiyolojik Bir Tepki mi?
- Işılay SARVAN
- 25 Kas 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 gün önce

Yakınlık…İnsanı en çok besleyen, en derinden yaralayan ve en fazla kaçtığımız alanlardan biri. Sevilmek isteriz, görülmek isteriz; ama bazen tam da bu noktada en büyük tetiklenmelerimiz açığa çıkar.
Psikenue’de yakınlık korkusunu sadece “kişisel bir sorun” olarak değil, varoluşsal ve nörobiyolojik temelli bir insan deneyimi olarak ele alıyoruz.Çünkü çoğu zaman, kaçtığımız şey bir insan değil; kendi kırılganlığımızdır.
Varoluşsal Perspektiften Yakınlık
Varoluşçu psikolojiye göre insan, karşılaşmalarında sadece başka bir insanla değil, kendi sınırlılığıyla da yüzleşir.
1. Özgürlüğün Yükü ve Sorumluluk
Jean-Paul Sartre insanın “özgürlüğe mahkûm” olduğunu söyler.Yakınlık kurmak, bu özgürlüğün yükünü artırır:
bir başkasının hayatına dokunmak,
kendi seçimlerinin sorumluluğunu taşımak,
kontrolün yüzde yüz bizde olmadığını kabul etmek…
Bu farkındalık bazı bireylerde kaçınma ve uzaklaşma davranışlarını tetikleyebilir.
2. Yalom ve Varoluşsal Kaygı
Irvin Yalom’a göre her insan yaşamı boyunca dört temel varoluşsal gerçeklikle yüzleşir:
ölüm,
özgürlük,
izolasyon,
anlamsızlık.
Yakınlık kurmak, paradoksal biçimde izolasyon gerçeğini daha görünür kılar:
Ne kadar bağ kurarsak, kaybetme ihtimali de o kadar somutlaşır.Bu nedenle bazı kişiler ilişkide “çok yakın” hissettikleri anda bilinçsiz biçimde geri çekilebilir.
Bilimsel ve Nörobiyolojik Boyut
Varoluşsal açıklamalar bir yana, nörobilim yakınlık korkusunun bedensel bir temeli olduğunu da ortaya koyar.
1. Bağlanma Teorisi: İlk İlişki Şemalarımız
John Bowlby ve Mary Ainsworth’un geliştirdiği bağlanma kuramına göre, bebeklik dönemindeki bakım veren ilişkileri yetişkinlikte:
ilişkilerdeki güven,
duygusal ifade biçimleri,
yakınlık toleransı
gibi temel örüntüleri belirler.
Örneğin kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler:
fazla yakınlıktan huzursuz olur,
otonomiye aşırı yatırım yapabilir,
duygusal mesafeyi güvenlik olarak kodlar.
Araştırmalar, bu kişilerin yakınlık anlarında
beyinde tehdit algısını yöneten alanların daha aktif olabileceğini gösteriyor.
2. Sosyal Acı, Gerçek Acı
Modern nörobilim, sosyal reddedilmenin fiziksel acıyla aynı sinir ağlarını harekete geçirdiğini ortaya çıkarmıştır.
Yakınlık:
kortizol düzeylerini yükseltebilir,
oksitosin sistemini etkileyebilir,
bedende “kaç ya da savaş” tepkisi yaratabilir.
Bu, yakınlık korkusunun sadece “psikolojik” değil, aynı zamanda biyokimyasal bir savunma tepkisi olabileceğine işaret eder.
Dönüşüm Mümkün
Yakınlık korkusu bir eksiklik değil, incinmişliğin izidir.
Psikenue’de terapi sürecinde:
bağlanma örüntüleri fark edilir,
duygusal tolerans genişletilir,
varoluşsal kaygılar görünür hâle getirilir,
yeni ve güvenli bağlanma deneyimleri inşa edilir.
Yakınlık, her zaman bir risk taşır.Ama aynı zamanda insanı en çok iyileştiren, büyüten ve besleyen ilişkisel deneyimdir.
Ve bazen, bir insanın hayatındaki en büyük değişim:
“Kaçmamak.”
Psikenue ile Çalışmak
Büyükçekmece’deki kliniğimizde ve online terapilerimizde:
yetişkin bağlanma sorunları
ilişki kaygısı
yakınlık korkusu
varoluşçu terapi
ACT temelli çalışmalara uzmanlıkla yer veriyoruz.
Kaynaklar
Bowlby (1988). A Secure Base.
Yalom (1980). Existential Psychotherapy.
Sartre (1956). Being and Nothingness.
Mikulincer & Shaver (2016). Attachment in Adulthood.
Eisenberger (2012). The Neural Basis of Social Pain.
