top of page

Yasın Sessiz Dili: Kayıpla Yaşamayı Yeniden Öğrenmek

  • Yazarın fotoğrafı: Işılay SARVAN
    Işılay SARVAN
  • 15 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Yas ve Ölüm
Yas ve Ölüm

Yas Terapisi Nedir?


Klinik Psikolog Işılay Sarvan'ın Psikoterapi Yaklaşımı

Bazı kayıplar yalnızca bir insanı hayatımızdan eksiltmez; zaman algımızı, ev dediğimiz hissi, geleceğe dair kurduğumuz cümleleri de değiştirir. Telefon rehberinde silinemeyen bir isim, dolabın kapağını açınca hâlâ hissedilen bir parfüm kokusu ya da kalabalık bir sofrada eksik kalan tek sandalye… Yas, çoğu zaman tam da bu sessiz ayrıntılarda yaşamaya devam eder.

Psikolojide yas, uzun yıllar boyunca "geride bırakılması gereken" bir süreç olarak ele alınmış olsa da günümüz klinik yaklaşımı çok daha farklı bir yerden konuşur. Çünkü sevdiğimiz birini gerçekten geride bırakmayız; onunla kurduğumuz ilişkinin biçimi değişir. Yas terapisi de tam olarak bu dönüşüme eşlik eder.

Klinik Psikolog Işılay Sarvan'ın Özel Sağlık Meslek Hizmet Birimi'nde yürütülen yas terapisi, bilimsel psikoterapi kuramlarını varoluşçu psikoterapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ve psikanalitik düşünceyle bir araya getiren bütüncül bir anlayış üzerine kuruludur. Bu yaklaşımın önemli kuramsal dayanaklarından biri ise psikanalist Vamık Volkan'ın yıllardır yas üzerine geliştirdiği derinlikli çalışmalardır.


Yas, Unutmak Değil; İlişkiyi Dönüştürmektir

Toplumun yasla ilgili en yaygın beklentilerinden biri şudur:

"Zaman geçince unutursun."

Oysa terapi odasında sıkça gördüğümüz şey bunun tam tersidir. Zaman tek başına iyileştirmez. Bazen yalnızca acının etrafına sessizlik örer.

Vamık Volkan, Kayıp ve Yas adlı eserinde önemli bir noktaya dikkat çeker: İnsan psikolojisi sevdiği kişiyi bütünüyle bırakmaz. Onu iç dünyasında yeni bir yere yerleştirir. Sağlıklı yasın amacı unutmak değil; kaybedilen kişiyle kurulan bağı, yaşamı durdurmayacak yeni bir biçime dönüştürebilmektir.

Belki de bu nedenle yıllar sonra duyulan tanıdık bir şarkı hâlâ gözleri doldurabilir. Bu, yasın başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine sevginin insan ruhunda bıraktığı izlerin doğal bir yansımasıdır.


Her Yas Aynı Değildir

Bir annenin çocuğunu kaybetmesiyle, uzun yıllar birlikte yaşadığı eşini kaybetmesi aynı değildir. Boşanmanın yasını yaşayan biriyle ani bir ölümün ardından terapiye gelen kişinin ihtiyaçları da birbirinden farklıdır.

Hatta bazen bugünkü kayıp, yıllar önce konuşulamamış başka ayrılıkların kapısını aralar.

Çocuklukta yaşanan bir ihmal…

Vedalaşılamayan bir ölüm…

Yarım kalmış bir ilişki…

Bastırılmış bir özlem…

Psikoterapide çoğu zaman yalnızca bugünkü kaybı değil, onun dokunduğu eski yaraları da birlikte anlamaya çalışırız.

Çünkü yas, yalnızca bugüne ait değildir; geçmişle bugün arasında kurulan görünmez bir köprüdür.


Yas Terapisinde İlk Görüşmeler Nasıl İlerler?

Terapiye gelen birçok danışan ilk cümlesini şu şekilde kurar:

"Artık böyle hissetmemem gerekiyor."

Oysa psikoterapi, kişiye ne hissetmesi gerektiğini söyleyen bir alan değildir.

İlk görüşmelerde daha çok şunları anlamaya çalışırız:

Kaybettiğiniz kişi sizin yaşamınızda nasıl bir yere sahipti?

Bu kayıp hangi duyguları beraberinde getirdi?

Hayatınızda daha önce yaşadığınız ayrılıklar bugünkü deneyiminizi nasıl etkiliyor?

Şu an en çok neyi kaybetmiş hissediyorsunuz?

Çünkü bazen kaybedilen yalnızca bir insan değildir.

Bir gelecek hayali…

Bir kimlik…

Bir güven duygusu…

Ya da "ben" dediğimiz yapının önemli bir parçası da yasın konusu olabilir.


Yasın Görünmeyen Nesneleri

Vamık Volkan'ın literatüre kazandırdığı en etkileyici kavramlardan biri "bağlayıcı nesneler"dir.

Bazen bir kol saati…

Eski bir mesaj…

Dolabın en arkasındaki kazak…

Bir kahve fincanı…

Hiç yıkanmayan bir atkı…

Bu nesneler aslında kaybedilen kişiyi temsil eden psikolojik köprülerdir.

Toplum çoğu zaman "Artık onları kaldır." diyebilir.

Oysa terapi bunu söylemez.

Çünkü mesele fotoğrafı kaldırmak değildir.

Fotoğrafın sizi yaşamdan uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını anlamaktır.

Yas terapisi, kişinin anıları silmesine değil; anılarla kurduğu ilişkinin yaşamı yeniden mümkün kılacak şekilde dönüşmesine eşlik eder.


Yasın İçinde Donup Kalmak

Bazı kayıplar diğerlerinden daha ağır izler bırakır.

Ani ölümler…

İntihar…

Çocuk kaybı…

Travmatik kazalar…

Vedalaşamadan yaşanan ayrılıklar…

Bu durumlarda yas bazen doğal akışında ilerleyemez.

Kişi yıllar geçmesine rağmen aynı güne sıkışmış gibi hissedebilir.

Sabah uyanır ama zihni hâlâ o telefon konuşmasındadır.

Her kapı sesi aynı beklentiyi taşır.

Zaman ilerler; ruh ise beklemeye devam eder.

Psikoterapide amaç, kişiyi acısından uzaklaştırmak değil; donmuş kalan bu psikolojik zamanı yavaş yavaş yeniden harekete geçirebilmektir.


Yas Terapisinde Sessizliğin de Bir Anlamı Vardır

Terapi odasında bazen uzun süre konuşulmaz.

Çünkü bazı acılar önce kelimelerini bulmak ister.

İyi bir yas terapisti, sessizliği hemen doldurmaya çalışmaz.

Nasihat vermez.

Acıyı küçültmez.

"Geçecek." diyerek danışanın deneyimini hızla kapatmaya çalışmaz.

Onun yerine, danışanın taşıdığı yükü birlikte anlamaya çalışır.

Psikoterapi bazen doğru soruyu sormaktan çok, doğru yerde birlikte durabilme sanatıdır.

ACT ve Varoluşçu Terapi Perspektifinden Yas

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), yası ortadan kaldırılması gereken bir duygu olarak görmez. Acıyı bastırmak yerine onunla temas kurabilmeyi, yaşamın değerli yönleriyle yeniden bağ kurmayı destekler.

Varoluşçu terapi ise kaybın yalnızca bir ayrılık olmadığını; aynı zamanda insanın ölüm, yalnızlık, anlam ve özgürlük gibi temel varoluşsal gerçeklerle karşılaşması olduğunu söyler.

Bu nedenle terapi bazen yalnızca kaybedilen kişiyi konuşmak değildir.

Bazen geride kalan kişinin artık kim olduğunu birlikte keşfetmektir.


Klinik Psikolog Işılay Sarvan Yas Terapisinde Nasıl Çalışır?

Her danışanın yas öyküsü kendine özgüdür. Bu nedenle terapi süreci hazır kalıplarla ilerlemez. Klinik Psikolog Işılay Sarvan'ın Özel Sağlık Meslek Hizmet Birimi'nde yürütülen çalışmalarda öncelikle danışanın kaybının yaşamındaki anlamı, ilişkisel bağları ve bu kaybın benlik üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir.

Terapi sürecinde, gerektiğinde psikanalitik kuramın yas anlayışından, ACT'ın psikolojik esneklik yaklaşımından ve varoluşçu psikoterapinin anlam arayışını merkeze alan perspektifinden yararlanılır. Amaç, danışanı "iyi hissettirmek" değil; acısıyla temas edebilen, yaşam değerlerini yeniden inşa edebilen ve kaybıyla birlikte yeni bir yaşam hikâyesi kurabilen bir içsel zeminin oluşmasına destek olmaktır.

Çünkü psikoterapide bazen en büyük değişim, acının azalması değildir.

Artık onunla yalnız kalmamaktır.


Yas İçin Ne Zaman Psikolojik Destek Alınmalıdır?

Yas, başlı başına bir hastalık değildir. Ancak bazı durumlarda profesyonel destek almak iyileşme sürecini kolaylaştırabilir. Özellikle aşağıdaki durumlar uzun süre devam ediyorsa bir yas terapisi, psikolog desteği veya psikoterapi süreci faydalı olabilir:

  • Günlük yaşamın belirgin şekilde aksaması,

  • Yoğun suçluluk ya da kendini cezalandırma düşünceleri,

  • Kaybın üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen acının ilk günkü yoğunluğunu koruması,

  • Sosyal ilişkilerden tamamen uzaklaşma,

  • Yaşamın anlamsızlaştığı hissi,

  • Travmatik anıların sık sık zihni istila etmesi,

  • Uyku, iştah ve dikkat sorunlarının kalıcı hâle gelmesi.

Bu belirtiler, bazen uzamış yas, depresyon ya da travma sonrası stres belirtileriyle iç içe geçebilir ve klinik değerlendirme gerektirebilir.


Son Söz

Yas, insanın sevme kapasitesinin bedelidir. Bu nedenle onu tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak, çoğu zaman sevdiğimiz kişiyi de içimizden söküp atmaya çalışmak gibidir.

Belki de psikoterapi, kaybettiklerimizi unutmayı değil; onları taşımanın daha yaşanabilir bir yolunu bulmaktır.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan giderler.

Ama onlarla kurduğumuz bağ, doğru işlendiğinde yaşamın akışını durduran bir yük olmaktan çıkar; bizi dönüştüren sessiz bir hatıraya dönüşür.

Ve bazen iyileşmek, acının bitmesi değil; onunla birlikte yeniden nefes alabilmektir.

Yorumlar


bottom of page